ikisinin tarihi belli üç filmi bir türlü kronolojik olarak sıralayamamak, hep bakıp bakıp bir süre sonra hangisi daha önceydi yine unutmuş olduğunu fark etmek, yeniden bakmak ve hep unutulan tarihi yine not etmemek, sonra yine unutmak, bu yüzden de filmleri izlemeye bir türlü başlayamamak gibi.
otobüste iki taraftan hangisine güneşin deliler gibi vuracağını kestirmeye çalışmak, kestirememek; sonrasında da oturduğu yere bağlanmış olma hissiyatıyla bu yeri yüzüstü bırakıp gidemeyeceğini anlamak gibi (evet, otobüs koltukları da bazı şeyleri hissederler!)
sonra tatilde çalışmak istemek, çalışırken yorulmak ve tatil istemek gibi (sonuçta ikisinden de bir hayır gelmiyor).
mütemadiyen müzik aletleri alıp onları evin bir köşesinde, hep bir arada tutmak, hepsi çok bir hevesle alınmış olsa bile birini bile çalmayı öğrenmeye başlayamamak gibi.
sonra evin o köşesine içi cız etmeden bakamamak gibi.
sonunda o köşeye bakamaz hale gelmek, bakmak istememek, ama yine de görmek gibi (evet belki müzik aletlerinin de hisleri..).
böylece hep bir yılgınlık gibi.
yeni gün, yeni hafta, yeni ay, yeni mevsim, yeni dönem, yeni yıl başlarında verilen kararlar gibi (kuvvetle muhtemeldir ki uygulanmayacaktır çünkü bunlar).
sonra her saat, dakika, saniye başında değiştirilen ve her biri hem bir önceki kadar makul, hem de bir o kadar kusurlu fikirler gibi (t.s eliot ne demiş, ne demiş t.s. eliot?).
bu şimdi işte böyle gibi. amma lakin ki böyle değil.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
amma lakin ki: